M.SAİT YAKUT VE ŞUBAT

İ.Halil Güç

15 Şubat 2010 Pazartesi Saat 17:14

Bu ilk şubattır aklımın kıracında, İlk gidişinin üstünden koca bir yıl geçti keke Sait.
Yassına umarsızım çünkü toprağa yalan düştü.
Hani bir şiirinde aynen böyle demişsin
^Sen çekip gittin keke
Ayakta kalan düştü
Unutuldu doğrular
Her söze yalan düştü^
Ağzımda yuvarlayıp kelimeleri cümle nasibine ermeden yutuyorum gırtlağımda. Seni yazmak ve yokluğunu resm etmekle mancınıkta sallanıyor beynimin acıları.
Hesapsız ve umarsız gidişine kızıyorum şimdi aklım sıra, gidişine ani oltalar takılıyor damak tadıma. Beklenmeyen bir ömre ram oluyor gözlerim, seni anıyoruz bu şubat.
Gidişine üzülen dostların ve aileni yeni bir şubatın hezimetine muhtaç bıraktın keke Sait.
Neredeyse bütün şiirlerine şubat ve ölümü işlemişsin nakış tarzında.
Bu nasıl bir şakaydı keke mi?
Bu nasıl bir gidiş.
Şaka tadında bıraktın bütün şubatları ayaz, kar, fırtına Ulukışla kavşağında.
Hani ben evlenecektim ve hani sen benim düğünüme gelecektin, havaalanında seni beklerken bir sigara içimlik mutluluk ile demli bir çay kıvamında kucaklaşacaktık.
Ah Keke dağlarıma
Kar tipi boran düştü
Serilmiş soframıza
Kurtlanmış yaran düştü
Sustum çömeldim keke
Çayıma katran düştü..
Bu muydu mirasın keke. Geride aklından ölüm ve şubat’a dair bıraktığın şiirlerin kaldı keke sait.
Şubat, ah zamansız şubat ve kar buz fırtına seni aldı götürdü asıl konumuna.
Ölüm bir şaka gibi geldi gecenin tam yarısında saat on ikiyi vururken, telefonda hiç de yabancı olmadığın bir ses Sait öldü dedi. Hiç de kolay söylemedi. Ahmet kaya gibi sanki dev bir taş ocağı devrilmişti üzerine ve sesi ağlamaklıydı, o ses Sabriydi.
Dostun serçaf reş Sabri. Hala yarım yamalak topallayarak yürüyor ve hala seni en az benim kadar özlüyor keke Sait.
Bazen ziyaretine geliyoruz beraber ve bezende tek başıma geliyorum şıh nasır kabristanına.
Beni gördüğünü düşünerek konuşuyorum seninle ve dua ediyorum başucunda.
Bazen düşünüyorum hani kalksan ‘hey kıç kâğıdı’ diye espri yapsan yine, yine yollara düşsen gecenin resmi kılığında.
İçinde ölüm olmayan şubatlar yazsan şiir tadında, Filistin de sapan alıp kaldırımdan taş sökerek mescidi aksa da namaza dursan. Yine Afrika ya taşınarak oradan yazsan anne ben Afrika dan yazıyorum başlığına hayrette bıraksan bizi.
Firarilerin uzmanı olsak Ahmet kayasız, bütün istasyonlarda afişimiz olmazsa bile telsizlerden adımız okunsa. Zembilfroş hızında bir arabamız ve palmal sigaramızla serin bir yaz günü saçlarımızı rüzgâra bırakarak otobanda halay tutsak.
Gelip geçen 63 plaka arabaların klakson sesine demlenip, gâvur dağına yokuş aşağı kendimizi düşlere bıraksak.
Ah keke bu ilk şubattır sensiz, doğduğumu bilen yok ki kayda geçsin öldüğüm mısrasına kayıtsız kalan ömrünün ilk hezimetidir.
Sensiz demli çayların bile kıvamı kalmadı keke Sait.
Koca bir yıl oldu gidişin, giderken bile yüzünde tebessüm vardı. Herkes şaka yaptığını sanmıştı. Birazdan kalkıp Ankara da yaptığın gibi espri yapacaksın diye hep bekledik ama bu kez yaptığın şakayı kimse kaldıramadı.
Bu nasıl bir şakaydı keke mın, bu nasıl bir suskunluk. Dünya dönüyor, hayat akıp gidiyor yeni şubatlara. Her yeni yılda yeni şubatlarla ayrılığın hayal kırıklığına kırılıyor yüreklerimiz.
Bu sensiz ilk şubattır keke, havada ihanet kokusu var. Gidişine pusu kurmuş yılanlar, çölde raks ediyor rakkaseler. and olsun ki Samiranın sam vuruğu gözleri önünde dökülüyor.
Bu sensiz ilk şubattır keke mın.
Sensiz ilk soğuk algınlığımız, burun akıntılarım durmak bilmedi bu şubat ağlamaklı oluyor gözlerim, bazen mutlu bir tebessüm ile yüzüne dökülüyor kömür kokularım, ağız tatlarım.
Artık lanet etmiyorum şubatlara, Allah’ım sevdiği kullarını erkenden alırmış yanına. Sen Allahın sevgili kulu tez elden vardın yanına.
MEKÂNIN CENNET OLSUN KEKE…

“M.SAİT YAKUT VE ŞUBAT” için 1 Yorum

  1. bilal ateş diyor ki:

    zaman geçmez ki ağır aksak,
    ruhum bu bedende ebedi değil,elbet tutsak.
    nasıl çıkacak bu ruh bedenden belli mi? belki bir kaza belki bir illet.
    hakkım olan herkese bu söz “HAKKINI HELAL ET”

Yorum yapın