Şubat 2009 için Arşiv

MEHMET AYCI (’Burnumuz aşktan kanasın illa kan akacaksa’)

Cumartesi, 28 Şubat 2009

‘Burnumuz aşktan kanasın illa kan akacaksa’
Mehmet Aycı 28 Şubat 2009
16 Şubat akşam saat 22 gibi Harput Kıraathanesine uğradım. Günün yorgunluğunu birkaç dost yüzü görür silerim, kim çıkarsa bahtıma düşüncesiyle… Sevgili Turan Kandemir, Hamza, Volkan, masaya oturduk, garson Cemal Temiz suyumu getirdi, sonra, Mehmet Bey, hani buraya gelen Sait var ya, arkadaşınız, e, dedim merakla, trafik kazası geçirdi, hayatını kaybetti… İçimde acı bir burkulma ve titreme! Ayrıntı için Yusuf Ziya Yağmur’u aradım, Ulukışla’da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş, yanında arkadaşlarımız var dedi Yusuf Bey, Adana’ya morga kaldırıyorlar… Cenazesi’nin Urfa’dan kalkacağını söyledi sonra…

Bu hikaye… Bu hikayenin haber alma kısmı. Önemi de değil aslında… Duyduğumda ruhumdaki üşümenin, bedenimdeki soğuk ürpermenin ve gözlerimdeki derin buğunun da önemi yok… İlk tepki olarak, eşine haber verildi mi cümlesinin de… Sait öldü… Tam adıyla Mehmet Sait Yakut öldü. Dün Şanlıurfa’da öğle namazını müteakip toprağa verildi. İyi biliriz… Tuz ekmek hakkını, gülümseme hakkını, oynadığımız tavla hakkını, gördüğümüz huzurlu, istikrarlı imparator genişliğinde büyük Türkiye hakkını helal ederiz… Bütün haklarımızı helal ederiz.

O akşam birkaç arkadaşı arayıp haber verdim. Ercan Şen’i, Mustafa Şahin’i, başkalarını… Biraz acıyı paylaşma dürtüsüyle olsa gerek. Bu yazı da, omzumdaki acıdan tahtaya bir çizik çekmek gibi bir şey…

Sait’i nasıl tanıdım, bunu bilmiyorum. Bildiğim, tanışıklığımın ta 94’e, 15 yıl önceye kadar gittiği… Tamamen kendiliğinden oluşan, sanat, edebiyat, din ve sosyal gelişmeler çerçevesinde düzeyli, saygılı bir diyalog… Yanında yürürken, yahu, böyle yakışıklı bir adamın yanında yürüyünce insan kendisini elbette çirkin hisseder diyecek kadar yakışıklı… Konuşunca, ı’larınız, tutukluklarınız, kekemelikleriniz ele verir sizi… Alabildiğine düzgün bir Türkçe, alabildiğine berrak bir zihin, alabildiğine güçlü bir muhakeme… Sait, o, hepimizin kardeşi… Huzurlu bir aile babası… Tanrı eşine, kızına, oğluna, sevgili Hakan Albayrak’ın dediği gibi bize de sabırlar versin…

Bir akşam yemeğinde ailecek konuğu olmuştuk yıllar önce. Sona Modern Pentatlon Federasyonu başkanı oldu. Bir internet sitesinde yazılar yazdı. Hicivleriyle, kayda geçmeyen yazılarıyla, kayıtlı tebessümüyle yanı başımızdaydı… Bir dostu çıkar, yazılarını ve şiirlerini toplayıp kitaba dönüştürürse, Allah’ım, neler söylüyorum, bağışla…

Evet, Sait öldü… Doğunun bu yürekli, bu güler yüzlü, bu yakışıklı çocuğu bir yolcuktan son yolculuğuna uğurlandı. Onun riyasız kibirsiz hüngür hüngür ağladığını gören bir kardeşi, bir ağabeyi olarak yüreğindeki merhamete tanığım… Kendisi zaten bir gülümseme heykeli olarak dolaştı aramızda…

“Şair-Yazar M. Sait Yakut vefat etti. 1973 doğumlu olan Yakut, Ankara’dan Mersin’e giderken yolda kaza yaptı. M. Sait Yakut, Niğde’nin Ulukışla ilçesi Köşkönü mevkiinde bir kamyona çarpması sonucu vefat etti. Memleketi Şanlıurfa’ya götürülen M. Sait Yakut’un bugün öğle namazının ardından Suruç’ta 2 bine yakın seveninin ve onlarca sivil toplum örgütünün katıldığı Merkez Kabristanlığı’na defnedildi.” Bir gazete haberidir. O kabristana gömülenin nasıl bir delikanlı olduğunu dostlarına sormalı… Dünya tenhalaşıyor, ıssızlaşıyor, annesizleşiyor böylesi ölümlerde…
“Burnumuz aşktan kanasın illa kan akacaksa. Namusu varsa kalbimizden vursun, biri bizi vuracaksa” diyen Mehmet Sait Yakut’un çok özleyeceğiz.

“Kokmuş Suların Sarnıcı” şiiri bizimle:

“Farkına varılmamış bir ağaç gibi büyüdüm
benim ilmühaberim yok kimsenin kaydında
doğduğumu bilen yok ki kayda geçsin öldüğüm
bugün benim doğum günüm,
bugün benim doğum günüm,
şimdi nasıl kurulur devrik hayat tümcesi
nasıl varılır artık döne döne en başa
bu mu hayat dedikleri öle öle gördüğüm

Çıplak bir isimle kaldım hüviyetimde
ne edat kaldı ne bağlaç ismime ulanacak
bir şeyler,
ya da yok birileri benimle anılacak
ölürsem kendime gömüleceğim
mezarlar açılacak siluetimde
ödenmiş insanlık borçlarım
kösnümüş dullar
ve ilençli bakirelerin diş izleri etimde.

Aklımı çelmeleyen paranoya
susturdukça acı bir şeylere kurulan çalar saat
intihar provaları,
ayartılmış düşlerin çıldırısı
vesaire,
yüreğimi cırnaklayan bu münzevi isyan
karınca yuvasına çekilmiş cesedimin
miligramlarla yok oluşunu gösteriyor şimdi.
ve böyle sürüyor hayat…
sürüyor üstüme üstüme…

Kısacası kokmuş suların sarnıcıyım
ne bir testiye doldum, ne bir kuşu suladım
bir yer bile olamadım namusun mahremine
artık
kavminin zulmünden kaçan bir adam
Sığınıp bende inzivaya durur mu bilmem
bir vahiy bekler mi cezbeyle malul
ve bir vahiyle döner mi kavmine”

M.Sait Yakut

Seher Aydın (Gidenlerin boşluğunda kalan dünya)

Perşembe, 26 Şubat 2009

Seher Aydın
Gidenlerin boşluğunda kalan dünya
26 Şubat 2009

….
İleriye dönük ideallerimiz, hedeflerimiz, plan projelerimiz hiç bitmiyor. Bazen sınırlı bir ömrümüz olduğunu bile unutuyoruz. Randevularımızı azraili hiç hesaba katmadan peşi sıra veriyoruz. Ve sonra; ya 1973 doğumlu idealist, savaşçı M. Sait Yakut gibi ani bir trafik kazasına, Ya taşlara ruh üfleyen Düşünür Sanatçı Mimar Turgut Cansever gibi elim bir hastalığa ya hastanede yoğun bakımda Nuri Baş hoca gibi yaşam kalım savaşına ya da bir diğeri gibi davetsiz bir azrailin misafirliğine mazhar kalıyoruz.

Eşimle birlikte ziyaret edip hayır dualarını ve imzalı kitaplarını aldığımız Nuri Baş Hocam’ın gönüllere hitap eden ayrı bir hitabeti vardı. Yumuşak ve müşfik sohbetiyle insana huzur ve aynı zamanda derin tecrübelerinden inciler saçardı.

En son eşinin vefat etmesiyle çok yalnız kaldığından ve hayat arkadaşının ehemmiyetinden anlatmıştı. Ve eklemişti; “Evlerin süsü eşlerdir, birbirinizin değerlerini iyi bilin” diye.

Ardından yazılarını Tıme Turk’de takip ettiğim 1973 doğumlu olan M. Sait Yakut beyin trafik kazasını okudum net haberlerinde. Ankara’dan Mersin’e giderken Niğde’nin Ulukışla ilçesi Köşkönü mevkiinde bir kamyona çarpması sonucu vefat etmişti…

Sitem dolu, direniş dolu aksiyon dolu yazılarından anlıyorduk ne kadar idealist, ne kadar çevik bir yüreğe sahip olduğunu.

Ve ardından mırıldanıyorduk; ümmetin böyle dinamik insanlara ihtiyacı olduğunu…

En son “Yürü gidelim abi” isimli sitem ve öfke kokan yazısını okuduğum zaman; bu kadar çabuk küsüp gitmek olmaz; çalışmaya ve yazmaya devam demiştim.

Nerden bilebilirdim ki; inanarak yazdığını ve bu kadar çabuk gideceğini…

Yine Türk dünyasının yaşayan en büyük şairlerinden biri olan Bahtiyar Vahabzade,

Değerli mimar ve düşünce adamımız Turgut Cansever ,

Samimiyeti ve doğallığıyla yıllardır herkesi eğlendiren tiyatro sanatçımız Gazanfer Özcan…

Hepsi dünya misafirliklerini hitama erdirdiler. Mesailerini tamamladılar. Her ne kadar planlarını bitirip- bitirmediklerini bilemesek de…

Ama ne mutlu ki; her biri arkalarında bir çok değerli eserleriyle, hizmetleriyle, hoş sadalarıyla gittiler.  Şirazlı Hafız’ın söylediği gibi;

“İnsan ömrü öyle bir bestedir ki; ancak kendisinden sonra çalınırsa o insan gerçekten Bayram yaşamış sayılır”

Mevla Bayramlarını makbul eylesin.

M. Sait Yakut’un beni etkileyen “Yürü Gidelim Abi” eserinden alınan bir bölümle;

Selametle, bereketle kalın…

“Ağzımızdaki kan yutağımıza dolmadan, yürü abi gidelim.

Taunlu nefeslerin harladığı ateşte kemiklerimiz pişmeden, düşmanını bulan mermi kahrından maraz olup namlusunda şişmeden, sen topla bütün ayetlerini ve ben unutayım bildiğim ne varsa, arkamıza bakmadan, sıla ve sevda bırakmadan gidelim şehr-i melâle. Hadi gidelim abi, kulak ver kardeşinin sesine.

Burnumuz aşktan kanasın illa kan akacaksa. Namusu varsa kalbimizden vursun, biri bizi vuracaksa. Sen ayetlerini topla abi, bohçalayalım bin kaç yıllık öfkemizi. Sis vakti sağır ve sessiz terk edelim bu viran ülkemizi. Hadi abi gidelim, Leyla’nın ülkesine…

Yüreğimiz dağa kalksın, dağlar ayağa kalksın, bir intifada olsun gidişimiz.

Sen Aksa’da namaz kıl ben bir sapan bulayım, kaldırımlardan taş söküp zulme düşman olayım, vurulup yere düşen bir cana can olayım, yürüyüp giden gençlere kurban olayım. Gidelim abi…

Gidelim.

Ki kalmadı durmak için makul bir gerekçemiz. Kalmadı burada hayat. Buradan ırak olalım, ırakta toprak olalım. Gidelim Leyla’nın ülkesine. Orada alnı dövmeli, burnu hızmalı, takıları akik ve zebercetten ve serâpa iffetten mağrur kadınlar, vakur ve mütevekkil erkekleriyle, Rahman”ın rahmetinden çok Kahhar’ın kahrına vekil yürekleriyle bekliyorlar bizi. Gidelim abi hazırlan, neyin varsa al yanına. Koy cebine bu ülkenin bütün günahlarını…”

Mesut ZURNACI

Çarşamba, 25 Şubat 2009

Mesut ZURNACI    25.02.2009
Federasyon başkanımızın vefatını bugün öğrendim. Ailesine sabır ve baş sağlığı diliyorum. Ailesinin ve federasyonumuzun üzüntülerini paylaşıyorum.
Mesut ZURNACI
ANTALYA

Tuba Aydemir

Salı, 24 Şubat 2009

Tuba Aydemir
24 Şubat 2009, 15:02
Allah rahmet eylesin, yakinlarina sabir versin.
Cok üzgünüz…
Sait Yakut kesinlikle basitlikten uzak, cok zeki, ölümü süreki hatirlamis ve hatirlatmis, gercekten farkli ve cinsine nadiren rastladigimiz cok önemli kisiliklerdendi. Bunu yazilarindan anlayabiliyoruz.

Inaniyorumki tüm okurlari onu tanimis olmaktan ve varligina, sözlerine sahitlik etmis olmaktan son derece mutludur.

Allah mekanini cennet eylesin…

Samet İbrahimoğlu (YAŞARKEN DE KIYMET BİLMEK)

Pazartesi, 23 Şubat 2009

Samet İbrahimoğlu
YAŞARKEN DE KIYMET BİLMEK
23.02.2009

Sen yaşarken de kıymetini bilirdik.

Cenap Şehabettin’in dediği gibi: ” İnsanlar saadetini hissetmeyen mesutlardır.Mutluluk unsurlarından birini kaybedince,mesut olduğunu anlar.”

Sen o zaman da yaşıyordun bu zaman da yaşıyorsun kalbimizde gönlümüzde yüreğimizde..Yaşamak için çok eserler bıraktın.

Seni yad edecek çok seven bıraktın geride.Yine şairin dediği gibi” Ne çok sen varmış Sen’den sonra”

Ve çok sevdiğim bir değerli ağabeyime,dostuma Beni seviyor musun? Sorusuna aldığım tarihi cevap.. “İnsan sevmeye korkuyor artık”

Geride Ataç’lar,Abbas’lar,Metin’ler,Abdussamed Ünalan memleketi Kurtalanlar bıraktın.Anılar gülümsemeler tebessümler bıraktın.

Senden sonra sevmekten korkar hale geldik Said.Sevenlerimizi kaybedince anlıyoruz sevmenin yürek yakan acısını burukluğunu..

Ama her şeye rağmen seveceğiz.Sev.korkma yine sev.Sonra yine sev..

SENİ SEVİYORUM DEĞERLİ DOSTUM MEHMET SAİD YAKUT.ALLAH DA SENİ SEVSİN İNŞAALLAH.

“ERE KE’KE ERE.YES OFCOURSE DESPERADOS.”

Farkına varılmamış bir ağaç gibi büyüdüm
Benim ilm-u haberim yok kimsenin kaydında
Doğduğumu bilen yok ki kayda geçsin öldüğüm
Bu gün benim doğum günüm,
Bugün benim doğum günüm,
Şimdi nasıl kurulur devrik hayat tümcesi
Nasıl varılır artık döne döne en başa
Bu mu hayat dedikleri öle öle gördüğüm..

Şule Kuğuoğlu

Pazar, 22 Şubat 2009

Sule Kuguoglu
22 Şubat 2009, 11:54
benım canım abım arkadasım senı çok ama çok özlıycem melektin şimdı kanatlandın ve uçtun cennettesın bılıyorum senı çok sevıyorum

Hakan Albayrak (Uğurlar olsun Sait)

Cumartesi, 21 Şubat 2009

Uğurlar olsun Sait

Şair, yazar, zulme isyan çığlığı Sait Yakut aramızdan ayrıldı, âhirete göçtü.

Birkaç gün önce, Temel Strateji Merkezi’nde bir araya gelip, bu toprakların selameti için neler yapabileceğimizi konuşmuştuk.

Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasındaki kardeşlik bağını ihya yolunda beraber yürümek üzere sözleşip, “Gazamız mübarek olsun” demiştik.

Konuştuklarımızı, planlarımızı-projelerimizi o nefis Türkçesiyle yazıya dökecekti, sonra yeniden bir araya gelecektik.

Nasip değilmiş.

Pazartesi günü, Niğde’nin Ulukışla ilçesi Köşkönü mevkiinde, bir trafik kazasında can verdi Sait.

Yüreğinde dünyanın en güzel niyetlerini taşırken buluştu ölüm meleğiyle.

Cenâb-ı Hakk, ecrini arttırsın.

Uğurlar olsun aziz dostuma.

* * *

Bir şiirini şöyle bitirmişti:

ve katarlar geçiyor uzaklardan

görebildiğim

götürdüğü ne varsa benden başka

klaksonlar siren sesleri sonra

izlediğim levhalardan

vardığım yere baktım

ne var ki ölmüşüm oracıkta…

* * *

İnna Lillahi ve İnna İleyhi Râci’ûn.

Yüce Rabbimiz ganî ganî rahmet eylesin.

Mekânı cennet olsun.

Saygıdeğer eşi Sevda hanım ve sevgili çocukları Hiram ile Sena başta olmak üzere bütün yakınlarına, dostlarına, kendime Sabr-ı Cemîl diliyorum.

Hakan Albayrak

yazıya yorum:

Metin CAN || 22.02.2009   14:48

Bu bir tesadüf mü yoksa Yüce Allah’ın İlahi bir yönlendirmesi mi sizce?
Öncelikle Şair-Yazar Mehmet Sait Yakut\’a Yüce Allah\’tan rahmet acılı ailesine ve yakınlarına sabır ve metanet vermesini diliyorum.

……………\”Birkaç gün önce, Temel Strateji Merkezi\’nde bir araya gelip, bu toprakların selameti için neler yapabileceğimizi konuşmuştuk.\”…………. Siz bu konuşmayı Rahmetli Mehmet Sait Yakut\’la yaptığınız günlerde ben aşağıdaki yazıyı ele almıştım. İçerik olarak örtüştüğünü okuyunca açıkça görüceksiniz. Sizce bu bir tesadüf olabilir mi? Bu yazıyı yoruma eklemek istiyorum müsadenizle…. Herşeyin gönlünüzce olması dileğiyle, hayırlı günler diliyorum. …………………..

GAZZE TAMAM DA, YA BİZ ???!!!

Sözlerime çok özür dileyerek başlamak istiyorum. Başlığa bakıp da Gazze’de yaşananları hafife alıyorum sanılmasın. Tam tersi, Dünya Barışı ve İnsanlık adına yapılan Yardım Kampanyalarının, Zirve Toplantılarının yapılabilecek en insani davranış olduğunu düşünüyorum. Beni günlerdir rahatsız eden, günlerdir kafama takılan şey; Yüce Türk Milleti olarak iki ülke arasında oluşan bu ibret verici duruma kayıtsız kalamayıp Dünya Barışına ve Gazze’deki bu katliama maruz kalan masum insanların acılarına bir nebze de olsa merhem olmak için bütün duyarlılığını ve iyi niyetini ortaya koyarak yardım kampanyaları düzenleyerek adeta Kurtuluş Savaşımız esnasında milletimizin yazdığı kahramanlık destanlarını çağrıştıran bir görüntü oluşturan bizler NEDEN, NEDEN yıllardır kendi topraklarımız üzerinde yaşayan insanlarımızın birbirini kırması konusunda da aynı duyarlılığı göstermiyoruz NEDEN? Gazze’deki olaylar karşısında Zirve toplantıları düzenleyen Dış Devletler NEDEN yıllardır içimizde yaşadığımız kelimelerle tarif edemeyeceğim bu olaylar karşısında duyarlı davranmak şöyle dursun, NEDEN olayların akışına ve devamının gelmesi için alttan alta çanak tutmakta, için için kıs kıs gülmekte halimize NEDEN? Bu olaylara kesin bir çözüm getirmek bu kadar mı zor, nedir bizi kendimizle ilgili bu kadar kayıtsız kılan, ülkemizi hiç mi sevmiyoruz, yoksa Gazze olaylarında ayağa kalkan yüreğimiz, kendimiz söz konusu olunca hiç mi kendinde cesaret bulamıyor, NEDİR, NEDEN korkuyoruz, çekintimiz KİMDEN yada NEDEN???… Çocukluğumda en sevdiğim bir teyze vardı. Güler yüzlü, gördüğü zaman daha en az beş metre ilerden “N’apıyorsun bakalım, nasılsın?”, diye sorardı. Gülen gözlerinden ve gülen ses tonundan bilirdim ki beni çok seviyor. Boşa dememiş atalarımız;”Çocuklar kendini seveni bilir, kendini seveni sever.” Bu teyze o kadar içtendi ki; annemle dostlukları da o çerçevede geliştiği için babam işe gittikten sonra zaman zaman sabah 9-10 gibi gelirdi. Annem bir taraftan öğle için yemek hazırlığı yaparken bir taraftan da bu teyzeyle sohbet eder, ben de keyifle onların sohbetlerini dinlerdim. Birngün bu sevdiğim teyzenin çenesinde yeşil renkte bazı şekiller gördüm anlayamadığım ve anneme sordum: “Anne teyze yüzünü neden karalamış?” Annem gülerek; “Hayır yavrum, karalamamış, bu teyze yıllar önce Doğu’dan gelmiş. Orda insanlar yüzlerine böyle yazılar yazarlar.”, demişti. Neden yazdıklarını anlayamasam da o an annemin verdiği cevap benim için yeterli olmuştu. Bu konuşma içinde KÜRT-TÜRK ayrımı yoktu. Bu konuşmada hiçbir şüpheye yer bırakmayacak ve hiçbir şeyin bozamayacağı kadar köklü olduğu hissedilen bir sevgi saygı vardı. İşte bizi biz yapan milletimize Yüce Millet payesini veren de buydu. Yıllar sonra babam işyerimize Mardin’den memleketimize anne-babası, kardeşleri ve birkaç ay önce evlendiği eşiyle birlikte yenice taşınmış, iş aramakta olan 25-26 yaşlarında birini aldı. Biz ailecek ayrım yapmak şöyle dursun, ihtiyacı olan birine bir ekmek kapısı açmış olmanın mutluluğu ile elimizden gelen yardımı yapmakta bir sakınca görmedik.Onlar da buna güler yüzleri Türkçe konuşamasalar da(Gençler biliyordu ama ailenin büyükleri bilmiyordu) konuşulanları anladıkları için gülümseyerek ve kendi yörelerinde yaptıkları tandır ekmeklerinden bize getirerek karşılık verdiler. Hep birlikte oturup o ekmekleri annemin yaptığı o leziz yemekleri yemenin tadına doyum olmuyordu. Şüphesiz ki; o yemeği öylesine leziz yapanın içine eklenen sevgi olduğu bir gerçekti. Okul çağlarında en samimi olduğum arkadaşlarımdan biri Kürt, biri Alevi idi. Şu anda hayatımda en çok sevdiğim gözümden bile sakındığım, ona bir şey olabileceği (Allah Korusun) düşüncesinin bile uykularımın kaçmasına neden olduğu insan da bir Kürt… Yüce Allah bize öylesine güzel bir yürek vermiş ki; evrendeki tüm canlıları hiçbir ayrım yapmaksızın sevebilecek kapasiteye sahip, binlerce şükürler olsun ki… Biliyoruz ve görüyoruz ki yürek hiçbir kanun, hiçbir engel tanımıyor ve seveceği insanın kim olacağına ancak ve ancak kendisi karar veriyor. Geçtiğimiz Kurban Bayramı ertesinde bir misafirimizi yolcu etmek üzere Otogara gitmiştik. Malum askerlerin birliklerine teslim olmak üzere yola çıkamaya başladıkları günlerdi. Otogar askere gidecek olan gençlerin yakınlarının da orda bulunmasından dolayı oldukça kalabalıktı. Askere gidecek olan gençler arkadaşlarıyla birlikte davul-zurna eşliğinde halay çekip oynuyorlardı. Askere gidecek olan gençler arkadaşlarının omzunda etrafına gülücükler saçıyorlardı. Bir tarafta yüzlerindeki yazılardan Kürt olduğu anlaşılan aileler bir tarafta Türk aileler çocuklarını uğurlamak için ordaydılar. Gençlerin coşkusuna katılmamak elde değildi. O nedenle biz de onların coşkusuna yürekten iştirak ettik. Bu arada anne-babaların yüzündeki buruk ifadeye takıldı gözlerim ve öylece kalakaldı. Sonra da aklım anne-babaların o an yüreklerinden, beyinlerinden geçen duygu-düşüncelerin neler olabileceğine takıldı. Ve cevabı bulunca da yüreğim dağlandı. Evlatlarını böyle bir coşkuyla askere gönderirken iki gün sonra Allah korusun “Şehit oldu!”, haberini almayacaklarını kim garanti edebilirdi. Maazallah böyle bir durumda hangi anne-babanın yüreği daha az ya da daha çok yanardı, birinin diğerinden daha az ya da daha çok yanması ihtimali söz konusu muydu? ASLA! Ana-baba olmak, ırk, din, dil ayrımı tanımaz, ana-baba olmak bambaşka bir şey, hangi ırka, dine ait olursa olsun her ana-babanın yüreği evladı için aynı tempoyla atar. İyi de o zaman ana-babaların yüreği niye yanar, NİYE? Şehitlik mertebesi, Yüce Allah’ın öbür dünya için kuluna bahşettiği en yüce mertebe ama, bu kardeşin kardeşi kırmasıyla olmamalı, unutmamalı ki; hepimizi aynı Allah yarattı, hepimizi bir ana doğurdu ve hepimiz bir can taşıyoruz, bir “CAN”… Hal böyleyken neden milletcek yıllardır;”Bu topraklar üzerinde yaşayan herkes bir değerdir, kanımız, canımızdır, kalbimiz bir atar, bir parmağımızı kessek hepsi aynı anda sızlar, birlik-beraberlikten güç doğar, bize bizden başka dost yoktur, gelin birlik olalım, dostluğu baki kılalım!”, demedik, diyemedik, okullarda bile Gazze için yardım kampanyaları yapılıyor ve çok güzel sonuçlar elde ediliyorken, Gazze için gösterdiğimiz hassasiyeti “Terzi kendi söküğünü dikemezmiş!”, misali neden kendimiz için göteremedik, bunu yapmak çok mu zordu? Geçmişi bir parça da olsa telafi edip halen devam etmekte olan acı olaylara yapıcı, kalıcı ve etkili çözümler getirme yolunda kampanyalar başlatamaz mıyız, karınca kararınca birey olarak üstümüze düşeni yapsak neler başarılmaz ki; iki dakika sadece iki dakika bir düşünelim. Eminim çok güzel çözümler ortaya çıkacak. ÜLKEMİZİN, TORUNLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN HADİ GELİN KURTULUŞ SAVAŞIMIZI KAZANMAMIZIN TEMELİNİ TEŞKİL EDEN BİRLİK-BERABERLİK RUHUMUZU CANLANDIRALIM, DAHA FAZLA ANA-BABALARIN YÜREĞİ YANMASIN, ŞU CENNET VATANDA HUZUR İÇİNDE YAŞAMAK İÇİN BİREY OLARAK ÜSTÜMÜZE DÜŞENİ YAPALIM. GAZZE İÇİN ŞAHA KALKAN YÜREĞİMİZ, ÜLKEMİZİN GELECEĞİ İÇİN DE ŞAHA KALKSIN VE YILLARDIR SÜREN BU YANGIN BİR SON BULSUN! GELECEĞİ AYDINLIK BİR TÜRKİYE’DE HEP BİRLİKTE GÖNÜL BİRLİĞİ İÇİNDE YAŞAMAK DİLEĞİYLE, HEPİMİZE BOL GÜNEŞLİ GÜNLER, UMUT DOLU YARINLAR DİLİYORUM. ALLAH’A EMANET OLUN.
Metin CAN

Nureddin Durman (Genciken ölüm zor iştir!)

Cumartesi, 21 Şubat 2009

Genciken ölüm zor iştir!
21 Şubat 2009 Cumartesi 10:11

19 Şubat 2009 Perşembe: Akşam öğrendim ancak ölüm haberini. Önce Milli Gazete kültür sayfasında Ahmet Zeki Gayberinin “Var sen de git ey şair…” yazısını hatırlattılar evde. Sonra Gerçek Hayatta da ölüm haberi var dediler “Bir Dostu Kaybettik” yazısı. “Delikanlı arkadaşımız şair, yazar M. Sait Yakut geçirdiği trafik kazasında vefat etti.” 1973 Şanlıurfa doğumluydu.

2006 yılında Lamure dergisini çıkardığımızda bir şiiri gelmişti. Şiirden önce sevgili şairimiz Sıtkı Caney aramış ve iyi bir arkadaş olduğunu söylediği M. Sait Yakut imzalı bir şiir göndereceğini haber vermişti. Şiiri geldi. Haberleştik. Şiirini ikinci sayıda değerlendirdim. Sonra kendisi telefonla aramış sohbet etmiş biraz da şiiri üzerine konuşmuştuk.  Üçüncü sayıya da bir deneme vermişti. Dördüncü sayıdan sonra ben Lamureden ayrılınca irtibatımız da kesilmişti öylece. Bir internet sitesinde yazılarına rastlamış o mu değil mi bilememiştim ama sanki aynı Sait Yakut diye bir iki yazısına göz atmıştım. Ölüm gence ihtiyara bakmıyor. Ölümün adresi yok. Her yer ölüme ait. Ne demişler; dünya fani ölüm hak!
Allah rahmet eylesin. Gencin ölümü çok acı olur. Yakınlarına Allah sabır versin. Sıtkı Caney’in ve arkadaşlarının başı sağolsun…

Paltosu Pembe Kadın

Umdesi çöktü aşkın öyle usul ve ahraz, koptu merâre
Koptu mihverinde çakılı nazlı süreyya, leyâle küs faraza isyan
Kudretini tutuşturan bir intikam zevkiyle rakkas
Azgın alazda heyulâ, helâk içinde Yezdan
Serâpa enkaz yer-sema, serâpa maraz
Kaydı şiraze.

Geçti hengâmı aşkın sustu beyyine
Her söz nâhak ve yalan
Çengi-zılgıt halaylarla kovuldu sahyun elçileri,
Resm-i merârettir son yemek mizanseni tapınak tavanlarında
Sûreti hâre hâre rahman nakışlı kadın, bakışları Meryemî
Arşa asılı sesiyle müphem bir ilenci mırıldadı durmadan
Son sözünü söyledi mushaf
Düştü dibâce.

Lâl u melûl döndü Hudâ makamından çılgın duası aşkın
Kapandı bâb-ı sema, eller duaya kalktıkça vahyoldu “tebbet yedâ”
Hükm-i Hudâya boynunu büküp, esrarına karıştı paltosu pembe kadın
Ahd ü emâna mahkum, kalbi şehre emanet esatir şövalyesi
Yürüdü karanlık mâbedine, mâtemî adımları meçhule feda
Çakmadı miras bakışlardan sakladığı şerâre
Söndü mahya, karardı hâle
Tutuştu gece.


Koynunda mülteci güneşler saklayan Settâr, geceyi libas kıldı
Soyundu renklerinden paltosu pembe kadın, karanlığa çakıldı

M. Sait Yakut
Lamure, Dergi Sayı 2,  Nisan-Mayıs 2006

Sıtkı Caney (EY ARKADAŞIM SAİT)

Cuma, 20 Şubat 2009

EY ARKADAŞIM SAİT

ey bütün isyanların en büyük yası
ey bütün duaların savrulan fırtınası
ey günahlarıyla bile yüreğini aklayan
ey kederin gülümseyen tılsımı ey adamın hası
ey her acının dibinde kaderini arayan
ey arkadaşım Sait

şimdi paramparça can
işte bir kez daha doldu vakit
fırtına dindi ve gittin
açıldı kapı
kırıldı kilit
şimdi bütün kederler üryan
ey arkadaşım Sait

nerde uzun saçların hayata çakıp duran
kürtçe şarkıların yaralı yarınların
mümin suçların ey deli kan
şimdi hüzün gülleriyle dolu bütün aşiyan

gittin yaşamak artık zehir
şimdi ben bir uçtayım sen bir uçta
dağıtırken kendimi ben şehir şehir
sen sessiz bir çığlıksın şimdi Suruç’ta…

SITKI CANEY

Ayşegül AKSOY

Cuma, 20 Şubat 2009

Ayşegül AKSOY    20.02.2009
Federasyon eski başkanlarımızdan Sayın Mehmet Sait YAKUT`un ailesinin ve camiamızın başı sağolsun.
Ayşegül AKSOY
Ankara İl Hakemi