‘Burnumuz aşktan kanasın illa kan akacaksa’
Mehmet Aycı 28 Şubat 2009
16 Şubat akşam saat 22 gibi Harput Kıraathanesine uğradım. Günün yorgunluğunu birkaç dost yüzü görür silerim, kim çıkarsa bahtıma düşüncesiyle… Sevgili Turan Kandemir, Hamza, Volkan, masaya oturduk, garson Cemal Temiz suyumu getirdi, sonra, Mehmet Bey, hani buraya gelen Sait var ya, arkadaşınız, e, dedim merakla, trafik kazası geçirdi, hayatını kaybetti… İçimde acı bir burkulma ve titreme! Ayrıntı için Yusuf Ziya Yağmur’u aradım, Ulukışla’da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş, yanında arkadaşlarımız var dedi Yusuf Bey, Adana’ya morga kaldırıyorlar… Cenazesi’nin Urfa’dan kalkacağını söyledi sonra…
Bu hikaye… Bu hikayenin haber alma kısmı. Önemi de değil aslında… Duyduğumda ruhumdaki üşümenin, bedenimdeki soğuk ürpermenin ve gözlerimdeki derin buğunun da önemi yok… İlk tepki olarak, eşine haber verildi mi cümlesinin de… Sait öldü… Tam adıyla Mehmet Sait Yakut öldü. Dün Şanlıurfa’da öğle namazını müteakip toprağa verildi. İyi biliriz… Tuz ekmek hakkını, gülümseme hakkını, oynadığımız tavla hakkını, gördüğümüz huzurlu, istikrarlı imparator genişliğinde büyük Türkiye hakkını helal ederiz… Bütün haklarımızı helal ederiz.
O akşam birkaç arkadaşı arayıp haber verdim. Ercan Şen’i, Mustafa Şahin’i, başkalarını… Biraz acıyı paylaşma dürtüsüyle olsa gerek. Bu yazı da, omzumdaki acıdan tahtaya bir çizik çekmek gibi bir şey…
Sait’i nasıl tanıdım, bunu bilmiyorum. Bildiğim, tanışıklığımın ta 94’e, 15 yıl önceye kadar gittiği… Tamamen kendiliğinden oluşan, sanat, edebiyat, din ve sosyal gelişmeler çerçevesinde düzeyli, saygılı bir diyalog… Yanında yürürken, yahu, böyle yakışıklı bir adamın yanında yürüyünce insan kendisini elbette çirkin hisseder diyecek kadar yakışıklı… Konuşunca, ı’larınız, tutukluklarınız, kekemelikleriniz ele verir sizi… Alabildiğine düzgün bir Türkçe, alabildiğine berrak bir zihin, alabildiğine güçlü bir muhakeme… Sait, o, hepimizin kardeşi… Huzurlu bir aile babası… Tanrı eşine, kızına, oğluna, sevgili Hakan Albayrak’ın dediği gibi bize de sabırlar versin…
Bir akşam yemeğinde ailecek konuğu olmuştuk yıllar önce. Sona Modern Pentatlon Federasyonu başkanı oldu. Bir internet sitesinde yazılar yazdı. Hicivleriyle, kayda geçmeyen yazılarıyla, kayıtlı tebessümüyle yanı başımızdaydı… Bir dostu çıkar, yazılarını ve şiirlerini toplayıp kitaba dönüştürürse, Allah’ım, neler söylüyorum, bağışla…
Evet, Sait öldü… Doğunun bu yürekli, bu güler yüzlü, bu yakışıklı çocuğu bir yolcuktan son yolculuğuna uğurlandı. Onun riyasız kibirsiz hüngür hüngür ağladığını gören bir kardeşi, bir ağabeyi olarak yüreğindeki merhamete tanığım… Kendisi zaten bir gülümseme heykeli olarak dolaştı aramızda…
“Şair-Yazar M. Sait Yakut vefat etti. 1973 doğumlu olan Yakut, Ankara’dan Mersin’e giderken yolda kaza yaptı. M. Sait Yakut, Niğde’nin Ulukışla ilçesi Köşkönü mevkiinde bir kamyona çarpması sonucu vefat etti. Memleketi Şanlıurfa’ya götürülen M. Sait Yakut’un bugün öğle namazının ardından Suruç’ta 2 bine yakın seveninin ve onlarca sivil toplum örgütünün katıldığı Merkez Kabristanlığı’na defnedildi.” Bir gazete haberidir. O kabristana gömülenin nasıl bir delikanlı olduğunu dostlarına sormalı… Dünya tenhalaşıyor, ıssızlaşıyor, annesizleşiyor böylesi ölümlerde…
“Burnumuz aşktan kanasın illa kan akacaksa. Namusu varsa kalbimizden vursun, biri bizi vuracaksa” diyen Mehmet Sait Yakut’un çok özleyeceğiz.
“Kokmuş Suların Sarnıcı” şiiri bizimle:
“Farkına varılmamış bir ağaç gibi büyüdüm
benim ilmühaberim yok kimsenin kaydında
doğduğumu bilen yok ki kayda geçsin öldüğüm
bugün benim doğum günüm,
bugün benim doğum günüm,
şimdi nasıl kurulur devrik hayat tümcesi
nasıl varılır artık döne döne en başa
bu mu hayat dedikleri öle öle gördüğüm
Çıplak bir isimle kaldım hüviyetimde
ne edat kaldı ne bağlaç ismime ulanacak
bir şeyler,
ya da yok birileri benimle anılacak
ölürsem kendime gömüleceğim
mezarlar açılacak siluetimde
ödenmiş insanlık borçlarım
kösnümüş dullar
ve ilençli bakirelerin diş izleri etimde.
Aklımı çelmeleyen paranoya
susturdukça acı bir şeylere kurulan çalar saat
intihar provaları,
ayartılmış düşlerin çıldırısı
vesaire,
yüreğimi cırnaklayan bu münzevi isyan
karınca yuvasına çekilmiş cesedimin
miligramlarla yok oluşunu gösteriyor şimdi.
ve böyle sürüyor hayat…
sürüyor üstüme üstüme…
Kısacası kokmuş suların sarnıcıyım
ne bir testiye doldum, ne bir kuşu suladım
bir yer bile olamadım namusun mahremine
artık
kavminin zulmünden kaçan bir adam
Sığınıp bende inzivaya durur mu bilmem
bir vahiy bekler mi cezbeyle malul
ve bir vahiyle döner mi kavmine”
M.Sait Yakut